23 Nisan 2011 Cumartesi

Sivrihisarlılar boğazlarına pek düşkündür.


Bu gün kuzenimin düğünü için Eskişehir'deydim, mantı yiyecek, hamama gidecek vakit olmadı ama ilk fırsatta iyi bir kese ve tepsi tepsi mantı için geri geleceğim.


Ben sadece anne tarafından Sivrihisarlıyım (Eskişehir'in bir kazası) ama kan nasıl çekmişse köyden hiç çıkmamış bir Sivrihisarlı'dan daha Sivrihisarlı olabiliyorum. Mutfak artanlarını değerlendirmekteki aşırı ısrarım, pisboğazlığım, eh biraz da cimriliğim (doğal gaza yazık diye iki çift çorap ve iki kat yorganla kışı geçirmem mesela) buradan geliyor sanırım. Tereyağı, kaymak sevgim de tabi.

Eskişehir seyahati benim için tek bir anlam ifade ediyor: yemek, yemek, sonra tekrar yemek... Bu gün de o günlerden biriydi.

Kahvaltıdan başlayarak bu gün yediklerimi sayıyorum, önce kahvaltıda taptaze bir bazlamaç (bana özel yapılmış), fırından cıtır cıtır simit, tulum peynirli salata, kavurma... Baharınan çiçek yemiş kuzucukların sapsarı kremasıyla birlikte karadut reçeli noktayı öyle bir koydu ki Sivrihisar sucuğuyla kahvaltıya devam edemedim.

Sonra öğlen bamya çorbası, çiğbörek, pilav ve kavurma ile akşamı ettik. Pasta ve çilek de geliyor tabi arkasından. Eve gelir gelmez tıka basa tok olduğum halde ekşi köy yoğurduylan etli yaprak dolması (taze yaprak), üstüne bir tabak da kelem (lahana) dolması bol sarımsaklı şöyleee acı biberliii....

Sonra düğün evinde tekrar, Sivrihisar'ın beyaz tarhanasından acı biberle, zeytinyağlı dolmalar, ve günü taçlandıran taptaze kaymakla müthiş bir ekmek kadayıfı (benim annanem getirmiş tabiki, bir ekmek kadayıfı bu kadar hafif ve zengin (kaymak) olabilir aynı anda...) Bir eksiklik fark ettiyseniz, ikinci akşam yemeğimin ana yemeğini atlamak zorunda kaldım. Hayır, tabiki pis boğazıma dur dediğim için değil, yemeği gözüm tutmadığı için.

Yarın trene binmeden önce yapacağım kahvaltıyı heyecanla bekliyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder